Görünmez Olacağız

6 10 2008

                                                                                  Bilimadamları metamateryaller kullanarak 3D objelerin çevresindeki ışığın yönünü değiştirebildiklerini söylediler.İnsanlar, objeleri ışığın üzerlerinden yansıması veya yayılması yoluyla görürler. Bu yeni karışım materyal “negatif kırılma” özelliği sayesinde ışığın obje tarafından emilmesini veya yansımasını engelliyor ve sadece objenin arkasındaki ışığın görülmesine olanak tanıyor.

    İnsanlığın gerçekleşmemiş arzularının en başına gelen görünmezlik teorik olarak mümkün, ama atılması gereken birkaç küçük adım daha var. Araştırmacılar, ışığın ve diğer ışınım biçimlerinin bir nesne etrafında bükülme yolunu değiştirebilecek yeni maddelerin, bir nesnenin görünmez olmasını mümkün kılabileceğini belirtiyor. Bir nesneyi gizlemek ve onu ışık, kızıl ötesi ışın, kısa dalgalar ve belki de sonardan gizlemek için deneysel ”öte-maddeleri” kullanma fikri taşıyan iki araştırma ekibinin yolları araştırmaları sırasında kesişti.   Ekibin üzerinde çalıştığı teoriye göre, Star Trek filminde uzay gemilerini ya da küçük büyücü Harry Potter’ı görünmez kılan pelerinler, belki de gerçekten mümkün. Bu fikir, elektromanyetik dalgaların en hızlı, ama zorunlu olarak en kısa olmayan, yolu aldıkları ışığın kırılma özelliğiyle başlıyor. Kırılma, çok bilindiği gibi, bir kaşığın suya daldırıldığında kırılmış gibi görünmesinin nedeni. İngiltere’deki St. Andrew Üniversitesi’nden fizikçi Ulf Leonhardt, araştırmalarıyla ilgili olarak Bilim (Science) dergisinin bugünkü sayısında yayınlanan yazısında, ”bir ortamın, içindeki bir deliğin etrafındaki ışıkları deliğin etrafından geçmeye yönlendirdiği bir durumu düşünün” diyor.

   Bu durumda, ışık ışınları sanki düz bir çizgide ilerlemişler gibi nesnenin arkasına geçeceklerdir. Leonhardt, bunun sonucunda ”delik içine yerleştirilmiş bir nesne, gözlerden gizlenmiş olacaktır. Bu ortam, nihai görsel (optik) yanılsamayı yaratacaktır: görünmezlik”diyor.

”Bu tür araçların üretilmesinin mümkün olabileceğini” belirten Leonhardt, ”burada geliştirilen yöntemin diğer elektromanyetik dalgalar ve ses dalgalarından kurtulmak için de uygulanabileceğini” kaydetti.

UZAY, GİYDİĞİMİZ BİR ELBİSEDİR

ABD’nin North Carolina eyaletindeki Duke Üniversitesi’nden David Schurig ise kendisiyle yapılan telefon görüşmesinde, bütün fizikte olduğu gibi görünmezlikte de biraz hayal gücü gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

”Uzayı, giyilmiş bir elbise gibi düşünün ve iplikleri koparmadan, elbisenin içine bir nesne yerleştirdiğinizi düşünün. Işık veya mikrodalgalar ya da radar, elbisenin iplikleri boyunca ilerleyecek ve yerleştirilen nesneye değmeden nesnenin arkasına geçecektir. İhtiyacınız olan tek şey, doğru madde özellikleridir ve bu durumda ışığı yönlendirebilirsiniz.”

HAYALET UÇAK TEKNOLOJİSİNDEN FARKLI

Shurig, bu teorinin, günümüzde radarların tespit edemediği ”hayalet” bombardıman uçaklarında kullanılan yöntemden farklı olduğunu belirtiyor. Hayalet bombardıman uçaklarının yüzeyine eklenen bir madde radar ışınlarını geri yansıttığı için, uçak radarda görünmüyor. Araştırmacıların geliştirdiği yeni teorideyse bunun yerine, bir nesne öte-maddelerden oluşan bir kabuk içine yerleştiriliyor ve seraba benzer bir yanılsama yaratılıyor.

ÖTE-MADDE ÜRETME ÇALIŞMALARI BAŞLADI

Öte-maddeler, doğada bulunan hiçbir şeye benzemeyen bileşik yapılar. Bunlar, ışığı olağan olmayan şekillerde eğme yeteneği gibi, olağan olmayan özelliklere sahip olacak şekilde üretiliyor. Duke üniversitesi laboratuvarlarında öte-maddeler üzerinde çalışmalar başlamış durumda. Bu tür maddeler, uçaklarda veya arabalarda super ince elektronik ürünlerin ya da çok etkili lenslerin üretilmesini mümkün kılabilir.

Londra’daki Imperial College’den John Pendry ile birlikte çalışan Shurig ve David Smith, Duke Üniversitesi’nde çalışırlarken, bu tür maddeleri ışığı ve diğer elektromanyetik ışınımları bükmek için kullanma fikrine ulaşmışlar. Smith, ”bu etkilerin deneysel ortamda elde etmeye çalışacağız. Bunun için atmamız gereken birkaç adım daha var. Bu adımlar üzerinde çalışıyoruz” dedi.





En Kalıcı Grip Aşısı Yolda…

6 10 2008

İngiltere’de bilim adamlarının, tek doz uygulanacak ve bütün türlerine karşı ömür boyu koruma sağlayacak grip aşısı geliştirdikleri bildirildi.The Daily Mail gazetesinin haberinde, Oxford Üniversitesi bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda geliştirilen aşının klinik denemelerinin başlatıldığı belirtildi.Oxford Üniversitesinde aşı projesini geliştiren ekibin başkanı Dr. Sarah Gilbert, aşının denemeleri sonucunda güvenli ve etkili olduğunun kanıtlanması halinde 5 yaşından itibaren herkese uygulanabileceğini söyledi.

Klinik denemelerde başarı sağlanması ve yaygın üretime geçilmesi halinde her yıl grip aşısı ihtiyacının ortadan kalkacağını kaydeden gazete, “Eğer aşının denemeleri başarıya ulaşırsa, bu, her yıl değişik türde aşı geliştirme ihtiyacını ortadan kaldırdığı gibi, önceden aşı stoku yapılabilmesine de olanak verecek” diye yazdı.

 

      





Albert Einstein

5 10 2008

20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein(14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955), Görelilik kuramını (diğer adları ile İzafiyet Teorisi ya da Rölativite Kuramı) geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görelilik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)

    Albert Einstein, 1879 yılında Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası Einstein & Cie adında bir elektrik fabrikası sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda sağlıklı bir çocuk olduğu anlaşıldı.1880 de ailesiyle Münih’e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&Cie adında elektrik mühendisliği ile bir şirket kurdular. 1894 yılında ailesinin iflası nedeni ile İtalya’ya taşındılar.

1921'de Albert Einstein 

1921′de Albert Einstein

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi. Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur. 1921 yılında teorisi üzerinde çalışmak için New York’a gitti 1933 de Hitler’in ırkçı politikası sebebiyle Alman vatandaşlığından çıkartıldı ve Amerika’ya gitti ve buranın vatandaşı oldu.1933 de Almanya’da Nasyonal Sosyalist Partisi’nin İktidar olmasıyla çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazarak onların Türkiye’de çalışmalarına devam etmelerini istemişti. Mustafa Kemal Atatürk bu isteği kabul ederek bilim adamları’nın İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başlamalarını sağlamıştır.

Bu dönemde Einstein’a İsrail Başbakanlığı teklif edildi ancak kabul etmedi. Dr.Chaim Weizmann ile Kudüs Musevi Üniversitesini Kurdu.1955′te yaşamını yitirene kadar bilim dünyasına pek çok katkıda bulundu. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı”, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde bir çok araştırma yaptı. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın Kuantum Teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.

1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelilik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı. İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.

Einstein'a Amerikan yurttaşlığı belgesi verilirken

Einstein’a Amerikan yurttaşlığı belgesi verilirken

Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Albert, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytechnic’te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley’de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton’da ölmüştür; oğlu Albert yanında bulunmuştur.

Einstein, İsrail'li diplomat ve politikacı Abba Eban'la birlikte.

Einstein, İsrail’li diplomat ve politikacı Abba Eban’la birlikte.

Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktadır

   Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi.

Bu teori üç bölüme ayrılır:

  1. Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
  2. Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
  3. Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.

İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein atom ile ilgili olarak: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.” demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken “Neden Sosyalizm?” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.





Cern

3 10 2008

Genel Bilgi:

CERN’de yüzlerce bina, 3000 kişilik destek personeli ve nöbetleşe kısa süreler için çalışan 2500 kadar fizikçi vardır. Bunlardan 100 kadarı teorik fizikçilerdir. Diğerleri ise, teorisyenlerin fikirlerinin tecrübe edildiği deney düzeneklerinin (mekanizmalarının) projelerini hazırlayan, yapımını sağlayan ve deneyleri yürüten tatbikatçılardır.

CERN’de en önemli yeri, yeraltındaki parçacık hızlandırıcılarının, yani akseleratörlerin olduğu bölgedir. Tarım arazisinin altında kilometrelerce uzanan dev makinalarda atom parçacıkları ya birbirleriyle, yahut atom çekirdeği ile korkunç hızlarda çarpıştırılırlar. 1956′da kurulan 28 GeV’lik eşzamanlı proton hızlandırıcısından sonra 1976′da da 450 GeV’lik bir başka hızlandırıcı daha kulanıma girdi. 1981′de geliştirilerek çarpışma halkası olarak kullanılabilecek duruma getirilen bu cihazdan bugün, dönüşümlü olarak parçacık hızlandırıcısı ve çarpıştırıcı olarak faydalanılmaktadır. Çarpışmalar ile bazı kısa ömürlü garip madde biçimleri bu arada parçacık fizikçilerinin ilgilendiği W ve Z parçacıkları ortaya çıkarılmıştır. CERN, Avrupa’nın fizik alanında Amerika ve Rusya ile yarışa girmesini sağlamıştır.

 





Çinliler ufo yaptı!

5 08 2008

Çin’de faaliyet gösteren bir havacılık firması, havada durabilen ve uzaktan kontrol edilebilen UFO (Unidentified Flying Object) görünümlü bir hava aracı geliştirdi.
Ankara – Xinhua ajansının bildirdiğine göre, 1,2 metre çapındaki insansız hava aracı, dikey kalkış ve iniş yapabiliyor, bin metre irtifaya kadar yükselip havada asılı durabiliyor.Pervaneli bir motorla yol alan ve uzaktan kumandayla ya da önceden belirlenen bir rotada uçabilen araç, saatte 80 km hıza ulaşabiliyor.

Havadan görüntüleme, jeolojik araştırma ve acil aydınlatma için tasarlanan hava aracını geliştirmek için 12 yıl sarf eden Harbin Smart Aerocraft Ltd., ilk prototip için 4,1 milyon dolar kadar harcama yaptı.





Oksijen gazının elde edilme yöntemleri

4 08 2008
  • Suyun elektrolizinden yararlanılarak elde edilir. Az miktarda baz veya asit ilave edilmiş saf su elektroliz edilirse, anotta, çok saf oksijen elde edilir.
  • Laboratuarda, potasyum kloratın, mangandioksit ile tepkimesinden elde edilir.
  • Potasyum permanganat ile hidrojen peroksit, asitli ortamda oksijen verir.
  • Endüstride, havadan elde edilir. Sıvı havanın fraksiyonlu destilasyonunda önce azot buharlaşır, geriye %99,5 saflıkta oksijen kalır.
  • Yine endüstride, çok saf oksijen, baryum peroksid’in 800 °C ye kadar ısıtılmasında elde edilir.

Oksijen kimyada O sembolü ile gösterilir. Atom numarası 8 olan oksijenin doğada kütle numaraları toplamı 16′dır (%99,76), 17 (%4) ve 18 (%0,20) olan üç izotopu vardır. Oksijenin atom ağırlığı 16 olarak kabul edilir. Kütle numaraları 14, 15 ve 19 olan izotopları radyoaktiftir. Fakat bu radyoaktiflerin ömrü oldukça kısadır. Oksijenin çekirdeğinde 8 proton bulunmaktadır. Kimyasal tepkimelerin hemen hemen hepsinde iki elektron alarak eksi hale geçer. Oksijen normal sıcaklıkta pasiftir; yüksek sıcaklıkta aktiftir.

Oksijenin sudaki çözünürlüğü 0 °C’de 14,6 mg/L’dir. Oksijenin kritik sıcaklığı –118,8 °C’dır. Oksijen, bu sıcaklığın üzerinde sıvılaşamaz. Yani sadece basınç ile sıvılaştırılmaz. Oksijenin kritik basıncı 49,7 atmosferdir. Bir atmosfer basınçtaki ergime noktası –218,8 °C ve kaynama noktası –183 °C dır. Belirli bir miktardaki oksijen, katı ve sıvı hallerinin her ikisinde de açık mavi ve şeffaftır. Sıvı oksijen, kuvvetli bir magnetiktir. Şayet sıvı oksijenin bir atmosfer basıncındaki bir hacmi, normal şartlar altında (760 mm Hg ve 20 °C) buharlaştırılırsa, buharın hacmi sıvı hacminin 860 misli olur. Katı oksijenin yoğunluğu –252,5 °C de 1,426 g/cm³’tür. Metallerin çok azı, sıvı halde iken oksijen absorblar (emerler). Absorblanan bu oksijen metal katılaşırken tekrar metali terk eder.





Mars suyu…

2 08 2008

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’dan yapılan açıklamada, Arizona Üniversitesi’nden bilim adamı William Boynton, Mars’ta su olduğunu söyledi. Boynton, daha önce de Mars Odyssey aracıyla elde edilen gözlemlerin ve geçen ay Phoenix tarafından gözlenen kaybolan kütlelerin buz olduğuna ilişkin kanıtlar verdiğini belirterek, “Ancak ilk kez Mars’ın suyuna dokunup tattık” ifadesiyle de elde edilen bulguların önemine vurgu yaptı.

 

Bilimadamları, kimyasal testlerin Mars’ın kuzey kutbu yakınında buzun mevcut olduğunu doğruladı. Şimdiye kadar Mars’ta buz olduğuna ilişkin iddialar ikincil derecedendi.

NASA, Phoenix’in Mars’taki görev süresini 2 ay daha uzattığını açıkladı…





uFo

2 08 2008

ABD uzun yıllar sonra tanımlanamayan uçan cisimleri yani UFO’ları konuşuyor. UFO’ları yeniden gündeme getirense eski askeri ve hükümet yetkililerinin UFO iddialarının araştırılması için 1960′larda yürütülen projenin yeniden canlandırılması çağrısında bulunması. Ancak, Hava Kuvvetleri projeye sıcak bakmıyormuş…Bu da gösteriyor ki  dünyayı bir köy olarak  düşünürsek,köyün ağası belli(ameriKAN)…

 





Türklerden kan durdurma ilacı

2 08 2008

Buluşun, özellikle kan kaybından ölümleri azaltması hedefleniyor.Hacettepe Tıp Fakültesi Hematoloji Bölümü tarafından geliştirilen ilacın, her türlü kanamayı anında durduruğu kanıtlanmış. İlaç, cumhuriyet tarihinde Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alan ilk yerli ürün.Çalışma ayrıca, uluslararası bilim dergisi International British Journal’de yayınlanacak ve tüm dünyaya duyurulmuş olacak.

 

Bizim insanımız çok zekidir,ama değerlendirmeyi bilmez…Düşünsenize böyle birşeyi amerikan bilimadamları bulsa şu an tüm dünyada konuşulurdu.Burda demek istediğim yetkililer biraz daha gayret göstermeli.








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.