Bermuda Şeytan Üçgeni

8 10 2008

      Bermuda Şeytan Üçgeni, bazı gemilerin ve uçakların hiçbir iz bırakmadan kaybolduğu bölgenin adıdır.Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida’daki Miami, ve Puerto Rico’daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.

   Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddia ya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi .

         Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve “hidrat” denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.

        Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da , hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

Burda anlatılanlar her kes tarafından söylenilen fakat kanıtlanamayan  bilgilerdir.

KAYIP GEMİLER

Distant Horizons,Disappearances long ago
Marine Sulphur Queen,A 504-foot T-2 Tanker
s.s. Poet,A 520-foot cargo ship
Silvia L. Ossa,A 590-foot ore carrier
Samkey,A 416-foot Liberty Ship
For Whom the Bell Tolls,Freighters posted missing
Ride the Savage Sea
A Fleet of Yachts:
Witchcraft,December 22, 1967
Polymer III,A 43-foot power yacht, 1980
Kalia III,A 38-foot sailing yacht, 1980
Saba Bank,A 54-foot yacht, 1974

KAYIP UÇAKLAR

Piper Aztec N1435P,December 21, 1979
Beech 58 Baron N9027Q,February 11, 1980
Piper Turbo Arrow N505HP,July 5, 1982
Beech H35 Bonanza N5999,September 28, 1982
Piper Navajo N777AA,October 20, 1982
Beech Queen Air 65-B80 ,November 5, 1982
Cessna T-210-J N2284R,October 4, 1983
Cessna 340A N85JK,November 20, 1983
Cessna 402B N44NC,March 31, 1984
Cessna 337 N505CX,January 14, 1985
Cessna 210k Centurion N9465M,May 8, 1985
Piper Cherokee Lance N8341L,July 12, 1985
Piper Navajo N3527E,March 26, 1986
Twin Otter charter,August 3, 1986
Cessna 402C N2652B,May 27, 1987
Cessna 401 N7896F,June 7, 1987
Cessna 152 N757EQ,December 21, 1987
Beech Queen Air N884G,February 7, 1988
Cessna 152 N4802B,January 24, 1990
Piper Cherokee N7202F,June 5, 1990
Piper Comanche N8938P,April 24, 1991
Grumman Cougar N24WJ,October 31, 1991
Cessna 152 N93261,September 30, 1993
Piper Cherokee Six N69118,August 28, 1994
Piper Aztec N6844Y,September 19, 1994
Piper Cherokee II N5916V,December 25, 1994
Aero Commander 500-B N50GV,May 2, 1996
Piper Cherokee Archer N25626,August 19, 1998
Aero Commander 500 N6138X,May 12, 1999





Marmaray Projesi

5 10 2008

Marmaray, temelleri 2004 yılında atılan ve yapımı devam eden, Avrupa ve Asya yakasını İstanbul Boğazı’nın altından birleştirecek banliyö hattı iyileştirme projesidir.Adının ilham kaynağı olan Ankaray ve Bursaray’dan tamamen farklıdır.Zira Ankaray ve Bursaray birer metrodurlar.Marmaray ise Manş Denizi’ndeki Eurotunnel benzeri bir demiryolu projesidir.Bununla beraber İstanbul metrosuna bağlantıları vardır.İnşaa tamamlandığında Marmaray’a bağlı hat 16 km boğaz geçişi ve Avrupa yakasında Halkalı-Yenikapı, Anadolu yakasında Gebze-Harem arasındaki kısımlar olmak üzere yaklaşık olarak 76 km uzunluğunda olması planlanmaktadır. Farklı kıtalardaki demiryolları İstanbul Boğazı’nın altından batırma tüp tüneller ile birleştirilecektir. Proje Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı (DLH) Genel Müdürlüğü, Japon yüklenici firma Taisei Corporation, Gama-Nurol şirketi ve Avrasya Müşavirlik firması tarafından yürütülmektedir.

   Toplamda 2.5 milyar Euro’ya mal olacak projenin finansmanı büyük ölçüde Japon ve Alman yatırım bankalarınca sağlanmaktadır.Marmaray projesi, Avrupa çıkışının Yenikapı’da olması sebebiyle trafik yükünü tarihi yarımada’nın dışına taşıyacak ve tarihi eserlerin korunmasına katkıda bulunacaktır. Marmaray sayesinde Boğaz geçişi 2 dakikaya inmekte ve Halkalı-Gebze arasındaki mesafenin 1 saat 50 dakikada alınması mümkün olmaktadır. 135 metre uzunluğunda ve 15 bin ton ağırlığındaki tüpler, 30 santimetre kalınlığında bir çeşit conta ile vakumla birbirine bağlanmaktadır. Batırma tünelin yüksekliği 8,6 metre, genişliği ise 15,3 metredir.

Toplam Hat Uzunluğu 76,3 km
Yüzeysel Metro Kesimi Uzunluğu 63 km
Yüzeydeki İstasyon Sayısı 37 adet
Tüp Tünel Kesimi Toplam Uzunluğu 13,6 km
Delme Tünel Uzunluğu 9,8 km
Batırma Tüp Tünel Uzunluğu 1,4 km
Aç Kapa Tünel Uzunluğu 2,4 km
Yeraltındaki İstasyon Sayısı 3 adet
İstasyon Boyu 225 m (en az )
Bir yöndeki yolcu sayısı 75.000 yolcu/saat/tek yön
Maksimum Eğim % 18
Maksimum Hız 100 km/saat
Ticari Hız 45 km/saat
Tren Sefer Sayısı 2-10 dakika
Araç Sayısı 440 (2015 Yılı )

 





Atlantis

5 10 2008

Platon’a göre Atlatis, “Herkül Sütunları’nın ötesinde” yer alanm, Batı Avrupa ve Afrika’nın birçok kısmını fetheden ve Solon’un zamanından 9,000 yıl önce (yaklaşık M.Ö.9500) Atina’yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır.

Platon’un diyaloglarında gömülü bir hikaye halinde olan Atlantis, genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür. Bir çok akademisyen için Atlantis hikayesinin amacı belirgin olmasına rağmen, Platon’un hikaytesinin ne kadarının eski hikayelerden derlendiği bir tartışma konusudur. bazı akademisyenler Platon’un hikayeyi Thera yanardağ patlaması veya Troya Savaşı’ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken, bazıları ise M.Ö. 373′te gerçekleşen Helike’nin yıkımı veya M.Ö. 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina’nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar.

M.Ö. 421 yılında Sokrates’in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides’in kendisine naklettiği efsaneyi hikaye eder. Hikayeyi dede Dropides’e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon’dur. Solon’un gösterdiği kaynak ise Mısır’da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş’e göre Atlantis ‘e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir.

Plutarkhos’a göre Sais şehrinde Solon’a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens’e göre bu aynı zamanda Pythagoras’a ders veren Mısırlı rahibin adıdır. Platon’un hem Kritias, hem de Solon’la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır’ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Platno’a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu.Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü.

Kur’an’da “Ad kavmi” diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen “Adem”, Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan “Ad-i”, Frigler’in “Attis”, Kafkasyalılar’ın “Adige”, Polinezyada’daki “atea”, Truva öyküsündeki “Ate”, Aztek mitolosindeki “Atzlan” (ada) ve Türkçe’deki “ad”, “ada”, “ata” (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile “Ad” kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir.





Havayı egsoz dumanından temizleyen beton

5 08 2008

Hollanda’da Twente Teknik Üniversitesi tarafından yola döşendiğinde havayı egzoz gazlarından temizleyebilen özel bir beton üretildi.Yapısında titaandioxide bulunan özel beton, egzoz gazında bulunan zararlı maddeleri güneş ışığı yardımıyla emerek zararsız hale dönüştürüyor. Dönüştürdüğü bu maddelerle kirlenen beton ise yağmur suyu ile kolayca yıkanarak tekrar temiz hale geliyor.Havayı egzoz gazlarından temizleyen özel betonun bu yıl Hengelo Belediyesi ve üniversitenin işbirliğiyle Hengelo kentinde caddelere yerleştirileceği ve bir yıl süreyle deneneceği bildirildi.





Piza Kulesi halen eğiliyor mu?

5 08 2008

İtalya’nın Toscana bölgesindeki Pisa kentinde bulunan ünlü Piza Kulesindeki eğim artışı sorunu sona erdi. Ünlü kulenin eğiminin giderek artması neticesinde yıkılma korkusu duyulmasının ardından 1990’da yapılan teknik müdahale 18 yıl sonra olumlu sonuç verdi.

Piza Kulesini kurtarmaya yönelik teknik çalışmalara rehberlik etmiş olan Torino Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Michele Jamiolkowski, teknik müdahalenin olumlu sonuç verdiğinin artık iyice netleştiğini açıkladı.

Prof. Jamiolkowski, Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan demecinde, 1700’lü yıllardan bu yana Piza Kulesindeki eğim meselesinde ilk kez tam bir duraksama olduğunu belirterek, “Kuledeki eğim değişikliği durdu. Öngörülerimiz gerçekleşti. Artık en az 300 yıl rahatız” dedi.

Eğikliğiyle ünlü Piza Kulesinde güneye doğru eğilimin giderek artması, 1990’da teknik müdahaleyi zorunlu kılmıştı. 1993’de kulenin eğikliği, 4,47 metreyle rekor düzeye ulaşmıştı. Kulenin kuzey kaidesinin altına toplam 599 ton ağırlığındaki 94 karşı ağırlığın yerleştirilmesiyle eğimin 2001 yılında 4,10 metreye düşmesi sağlanmıştı.Jamiolkowski’nin açıklamasına göre Piza Kulesinde artık 3,99 metreye inmiş olan eğim, sabitlik kazanmış bulunuyor.





Piramitler hakkında ortaya konulan teoriler

3 08 2008

Büyük piramitin gizli bilgiler barındırması, ilk olarak Napolyon ordularının Mısır’ı işgali sırasında Fransız mühendislerinin çalışmalarıyla ciddiye alınmıştır. Bu mühendisler piramiti bir triangülasyon noktası olarak kullanmaya kalktıklarında, dört kenarının dört ana yöne dönük olduğunu ve boylam dairesinin de tam piramitin doruğundan geçtiğini fark etmişlerdir. Doruktan geçen diagonal çizgiler kuzeye doğru uzatıldığında Nil Deltası’nı iki eşit parçaya bölmektedir. Taban köşegenlerinin kesiştiği noktadan kuzeye uzatılacak bir doğru, kuzey kutbunun yalnızca dört mil uzağından geçmektedir (ki piramidin yapımından bu yana geçen uzun süre içinde kutup noktasının yer değiştirmiş olması da mümkündür.)

Bugünün uzunluk ölçüsü olan metrik sistemin birimi metredir. Yani kutuptan ekvatora kadarki meridyen uzunluğunun on milyonda biridir. Bu ölçü Fransızlar tarafından, Mısır işgalinden kısa süre önce ortaya çıkarılmıştır. Piramitin ölçüsü olarak kullanılan kübit ise, eski Mısırlıların kullandığı ölçüdür ve Fransızlann biriminden binlerce yıl önce bulunmuş bir birimdir. Bir kübit’in uzunluğu bir metreye çok yakın olmakla birlikte, metreden daha dakik bir birimdir. Çünkü bu ölçü herhangi bir meridyen çevresine değil, kutup ekseninin uzunluğuna göre hesaplanmıştır. Meridyen uzunlukları, dünya çevresine göre değişebilmektedir.

Büyük Piramit’in Mısır kübit’ine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, dünyanın güneş sistemindeki yeri hakkında, sonradan, unutulup modern çağda yeniden keşfedilmiş bir hayli bilginin var olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ancak matematik olarak ifade edilebilmektedir. Piramitin çevresi, bir yıl içindeki gün sayısını (365.24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator’da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir. Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa kadar olan uzunluk, bir paralel derecesinin altıyüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3.1416′yı bulmaktayız (Bu rakam, eski Yunanlılann bulduğu pi sayısından, yani 3.1428′den çok daha gerçektir).

Piramitin ağırlığı 10 üzeri 15‘le çarpıldığında, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermektedir. Dünyanın kutup ekseni, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermektedir. ilk durumuna ancak 25.827 yıl sonra varmaktadır. Bu sayı da, 25.826.6 olarak piramitte ortaya çıkmaktadır. Bu sayıyı veren, taban köşegenlerinin toplamıdır. Büyük piramitin içinde Firavun odasının boyutları, iki temel Pisagor üçgeninin eşidir: 2.5:3. ve 3.4.5. Oysa piramit, Pisagor’dan binlerce yıl önce yapılmıştır. Bu verilen ölçülerin, piramitin ölçü rastlantılarından yalnızca küçük bir kısmıdır. Yapımında sadece 4000 kişi çalışmıştır. Piramitlerde radar gibi cihazların çalışmadığı, arkeleogların bu yüzden hala birçok odayı bulamadığı bilinmektedir.





Arama motorları

3 08 2008

Arama motoru, İnternet üzerinde bulunan içeriği aramak için kullanılan bir mekanizmadır. Üç bileşenden oluşur: web robotu, arama indeksi ve kullanıcı arabirimi.

Robot internet üzerinde bulunan web sitelerini, sitelerin birbirlerine verdiği bağlantıları kullanarak otomatik olarak gezer ve bu sayfa içeriklerini saklar. Bu içerik daha sonra indekslenerek hızlı bir şekilde aranabilir hale getirilir. Kullanıcı arabirimi ise bu oluşturulan indeksin aranmasını sağlar.

Bazı Arama Motorlarına site sahipleri, sitelerinin var olduğunu bunlara kayıt yaparak bildiriler. Bu işlem, sitelerin arama motorlarında daha kolay bulunmasını ve indekslenmesini sağlar. Bunlara ek olarak Internet’te milyonlarca Web sayfası içinde aradığınız bir bilgiyi bulmanın zor olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bu işlemi kolaylaştırmak için çok hızlı ve çok yüksek kapasiteli sunucularla Web sayfalarındaki metinleri endeksleyen servisler (Web siteleri) bulunur. Bunların arama dizini (directory), arama motoru (search engine) veya metasearch gibi farklı türleri olabilir.Arama dizini bilgileri kategoriler halinde sıralar, seçme bilgiler vardır, site sahiplerinin gönderdiği özet bilgi içinde arama yapılır. Arama motoru aradığınız sözcükleri içermesi koşuluyla her tür siteyi karşınıza getirir. Metasearch, birden fazla arama motorunda arama yapan sitelere verilen addır. Bu arama sayfalarında, Arama (Search) satırına istediğiniz bilgileri bulmakta kullanacağınız kilit sözcükleri girerek Search (Ara) düğmesine tıklarsınız; bu sözcüklerin geçtiği Web sitelerinin adresleri liste halinde ekrana gelir. Ancak bu arama motorları da karşınıza bu sözcüklerin geçtiği binlerce sayfa getirebilir.

Söylenmesi gereken tek birşey var.O da arama motorlarının hayatımızı kolaylaştırdığıdır.Ama arama motorları arasındaki rekabet kötü sonuçlar doğuracağı kesin…





Beynimizi ele geçiren Korku !!!

2 08 2008

Travmatik olaylarla beynimiz korkmayı öğreniyor. Korkmayı unutmak ise çok zor. Almanya’da işkence kurbanları konusunda araştırmalarıyla tanınan Psikolog Thomas Elbert, elde ettiği sonuçlar hakkında ilginç bilgiler verdi.

Aşırı derecede stresin beyinde hangi değişimlere yol açtığını inceliyorsunuz. Bu konuyu nasıl araştırıyorsunuz?

- Almanya’da işkence kurbanlarıyla çalışıyoruz. Fakat bunun dışında savaş bölgelerinde veya tsunamiden sonra Sri Lanka gibi bölgelerde de araştırmalar yapıyoruz. Yani insanların travmatik deneyimler yaşamış olduğu her yerde.

Travma beyni nasıl etkiliyor?

- Hayvan deneylerinden stres durumlarında böbreküstü bezi kabuk bölgesinde özellikle de kortizol gibi hormonların salgılandığını biliyoruz. Aslında kısa vadede ve belli dozlarda yararlı olan bu stres hormonları, organizmanın hızla kaçmasına izin veren alarm sinyali üretiyorlar. Fakat uzun vadede beyinde sitotoksik (zehirli) etki yapıyorlar. Hipokampüsteki sinir hücrelerinin önce dal şeklindeki uzantıları azalıyor, daha sonra ise ölüyorlar. Travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) insanlarda da hipokampüste küçülmeye yol açtığını gösteren kanıtlar var. Benzer sonuçlara çocukluklarında tacize uğrayan travma kurbanlarında da ulaşıyoruz.

Bunun ne gibi olumsuz sonuçları var?

- Hipokampüs bölgesi, mekansal ve zamansal tayinden sorumludur. Bu bölge hasarlı olduğu zaman örneğin: Nerede, ne zaman ne oldu? Koşulları yerine getirilemez ve dolayısıyla da otobiyografik bellek artık doğru gelişmez. Bu durum travmatik bozukluk yaşayan kişileri geçmiş zamana dönmüş gibi hissettirir ve insanlar yeniden işkence odasında ya da iç savaşından ortasında bulunduklarına inanmaya başlarlar.

Travma sonrası stres bozukluğu hastalarında ne gibi belirtiler görülür?

- Travmatik olayları istenç dışı olarak yeniden yaşamanın dışında, o olaylarla ilgili her şeyi engellemeye çalışırlar. Mesela tsunami kurbanları, ellerini yıkayamayacak ve su içemeyecek duruma gelirler.

Bu belirtiler psikolojik olarak nasıl açıklanabilmekte?

- Belirtilerde, beyindeki korku merkezi amigdala etkilidir. Hayvan deneylerinden bu merkezin travmatik olaylardan sonra daha karmaşık bir şekilde işlediğini biliyoruz. Fareler korkutulduklarında ve işkence gördüklerinde amigdaladaki yeni bağlantılar oluşuyor. Beyindeki bu yapıda genetik veya evrimsel olarak programlanmış korku uyarımları kotlanmıştır. Mesela bunlar sayesinde bir yılanı gördüğümüzde henüz bilincimize ulaşmadan otomatik olarak korkup kaçıyoruz.

Özetle şöyle söyleyebilir miyiz? Hipokampüsün düzenleyici gücü zayıflarken, korku merkezi aşırı derecede etkinleşmekte.

- Evet. Bu durum hastanın, korkuya neden olaylardan bilinçsiz olarak etkilenmesine yol açar. Yani neden korktuğunu bilmeden korkmaya başlar.

Bu psikolojik değişimlerin boyutu nedir?

- Beyin yapısındaki değişimler bireyden bireye %10-30 arasında değişmekte.

Tipik bir travma şeması çizmek mümkün mü, yoksa her insanın tepkisi farklı mı?

- Elbette ki çok büyük bireysel farklılıklar vardır. Kimileri daha dayanıklıdır, diğerleri ise hızla çökerler. Ama bunun dışında genel bir motiften söz edebiliriz: Travma seviyesi bir insan beyninin işlemek zorunda olduğu korkunç olayların sayısına orantılı olarak yükselir.

Bunun sebebi nedir?

- Güney Sudan’da 3000′den fazla kişiyi inceledik. Bazıları 25-30 travmatik deneyimi geride bırakmıştı. Eşlerinin tecavüze uğrayışları, kızlarının doğranması vb gibi korkunç olaylar yaşamışlardı. Bu tür insanların hepsinde travma sonrası stres bozukluğu belirtisi görülür. Başlarından sadece bir ila beş olay geçenlerin bulunduğu grupta ise TSSB belirtilerini oranı %20′nin altındadır.

Travmatik olaylardan sonra beyinde daha başka değişimler de meydana geliyor mu?

- İşkence kurbanlarında genelde kişilik çözülmesi belirtileri görülmekte. Bu kişiler şok durumlarından içlerinden kaçmaya çalışırlar ve dolayısıyla da belli başlı anıları veya duyguları aynı anda bölerler. Manyetik ensefalagrofi ve manyetik rezonans tomografisiyle bu tür hastaların beyin etkinliklerinde tipik değişimlerin meydana geldiğini görüyoruz. Özellikle de sol beynin alın bölgesinde anormal derecede yavaş beyin dalgaları saptanmakta.

Bu tür sonuçlar travmatik bozuklukların tedavisinde yararlı olabiliyor mu?

- Bu şu sıralar üzerinde hararetle tartışılan ama bir türlü yanıtlanamayan bir sorudur. Fakat en azından şunu söyleyebiliriz: Travmatik olaylar düzenli olarak beyin yapısında depolanmakta. Bu şekilde, yeni korkular ve olaylarla uyumlu bir korku merkezi gelişmekte. Bu sonuçlar örneğin Sri Lanka’daki araştırmalarla ortaya çıktı. Ülkenin güneyinde çocukların sadece %15′i travma geçirmiş. Oysa iç savaşın yıllardır devam ettiği kuzeyde, çocukların %50’sinde TSSB görülmekte. Tsunamiyle ilgili travma daha önceki savaş olaylarıyla kaynaşmakta. Çocuklar bu ikisi arasındaki farkı bilemiyorlar ve dolayısıyla da olaylar hep aynı korku bölgesine işlenmekte.

Bu tür bozuklukların toplumsal yaşamı ne şekilde etkilediğini tahmin etmek hiç de zor değil. Herhangi bir tedavi umudu var mı peki?

- Kimi araştırmacılar, beyindeki travma yapısının asla çözülemeyeceğini düşünüyorlar. Ben bu konuda biraz daha iyimserin. Belki de sinirsel bağlantıların onarılması mümkündür. Bunun psikoterapi mi yoksa ilaçlarla mı gerçekleşeceğini bundan sonraki çalışmalarımızda göreceğiz.

Kim kimdir?

Thomas Elbert

Konstanz Üniversitesi Klinik Psikoloji ve Davranış Nöroloji Bölümü profesörü ve aynı zamanda savaş, terör ve taciz kurbanlarına tedavi ederek yardımcı olmaya çalışan Victim’s Voice organizasyonunu da yönetiyor.

Alıntı yapılmıştır.